Öğretim Üyesi ya da Bilim İnsanı Kimdir

Öğretim Üyesi ya da Bilim İnsanı Kimdir?

 

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,  Çukurova Üniversitesi

 

 

 

Mesleğe yeni başlayan genç bilim adamları için örnek bilim adamı Prof. Dr. Mahmut

Sayın'a atfen

 

 

 

 

ÖZET

 

Uzun zamandır ülkemizin eğitim sorunlarını yurttaş bilinci ile bütünsel olarak

işlemeye çalışıyorum. Bu süreçte, değişik üniversitelerden çok sayıda öğretim üyesi

ve Lisans üstü öğrencilerin bana en çok sordukları soru, bilim insanını tanımlar

mısınız? Bilim insanı kimdir?

 

Ülkemiz yüksek öğretimin temel sorunlarından biri de nitelikli bilim adamı

sorunudur. Bugün üniversitelerdeki ciddi verimsizliğin temel nedeni bilim adamı

yetiştirme ve belirleme yönteminin ciddi ölçütlerinin olmamasından

kaynaklanmaktadır. Dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen şekilde kendi çiftliğinden

başka hiçbir üniversite atmosferini teneffüs etmeyen, diğer bir ifade ile adam

sendeci bir yaklaşımla alınan öğretim üyelerinin kendini aşamamsı veya bulunduğu

ortamın psikolojik baskısına maruz kalması nedeniyle pasif (çekingen) bir bilim

adamlığı (boynuz kulağı aşamaz) oluşmaktadır. Bütün bunların sonucunda bilimin

ülkemizde istenilen şekilde yeşerememesinin temelinde akademisyenlik bilincinin yani

bilim felsefesi, bilim kültürü ve tarihi bilinci yetersizliğinin her geçen gün

kendini ciddi şekilde hissettirmesidir. Ülkemizi temsilen yaklaşık 30 ülkede

öğrencilik ve araştırmacılık yaptım ve konferanslara katıldım. Açıkçası gelişmiş

üniversitelerde gördüğüm bilim adamı portresi ile bizimkisini karşılaştırdığım zaman

bağlantı kurmakta zorlandığımı söylemek zorundayım.

 

Üniversite kavramı yeterince tanımlanmadığı için üniversitelerin normal okullardan

farkının ne olduğu, üniversitelerde artı değerin ne oluğu, bu kurumlarda nelerin

öğretildiği, bu kurumlara kimlerin öğrenci olarak kabul edilebileceği, kimlerin hoca

olabileceği veya hocalarının niteliği nasıl olması gerektiği şeklindeki soruların

cevapları tam anlaşılmamaktadır. Önce üniversiteyi tanıyalım; adı ütünde evrensel

kurumalar olarak üniversiteler; felsefi tartışma ortamında akıl sürecini duygusal

sürecin önüne alarak kişilerin olayları görerek ve tartışarak farkına

varılabilirliğini sağlayan ortamlardır. Bu ortamlarda her türlü düşünce otoriteye,

tabulara ve kişilere bağlı olmaksızın tartışılmaktadır. Bu bağlamda üniversitede

hocalık yapanların da, bilgi sahibi, bilim insanı kimliği ile biraz aykırı ve

muhalif yapısı yanında düzgün, erdemli ve ilkeli bir duruş sergileyen kişilikte

olması beklenilmektedir. Hocaların bilinen bilginin ötesinde, olaylara yeni ve

alternatif yaklaşımlar ile olaylara derinlemesine tarihi ve felsefi tartışma boyutu

kazandıran aydın kimliğinin oluşması gerekir. Bu anlamda yetişmiş aydın kimlikli

bilim adamı veya öğretim üyesi, içinde yaşadığı toplumun veya daha geniş anlamda

dünyanın sorunlarını izlemek, tahlil etmek ve bilimsel bakış açısı içerisinde

sorumluluk bilinci ile kendi görüşlerini oluşturmak durumundadır. Bir yaşam biçimi

olarak bilim insanı, her şeyden önce yetişkin birey davranışı ile hoşgörülü, alçak

gönüllü, kendini demetleyebilen, sabırlı ve paylaşımcı yapısı ile tezlerine karşı

yapılan bütün eleştirilerden ders çıkaran ve bildikleri ile değil, bilmedikleri ile

kendisini özeleştiriye tabi tutan evrenselleşmiş kişidir. Ülke, dil, din, coğrafi

bölge sınırlarını aşan, yer yüzünün her noktasında meydana gelen olayların kendisini

de ilgilendirdiği konusunda herkesten fazla sorumluluk duyan ve düşünen kişidir.

Bilim insanı olayları ve olguları olduğu gibi kabul eden, gerçeğe saygılı ve ahlaki

değerleri yüksek kişidir.

 

Bilim insanı Bertrand Russell'ın belirttiği gibi 'ben varsam her şey iyi, ben yoksam

kötü diyen, ben merkezli, aç gözlü, çıkarı için kural tanımayan ve amaca ulaşmada

her türlü yol mubahtır diyen kişi hiç değildir'. Esen rüzgarın yönüne veya gücüne

göre fikir değiştiren veya anlayışını güçlü olana göre belirleyen kişi değildir.

Kendinden zayıfı ezmeyen ve kendinden güçlünün önünde diz çökmeyen, sağlıklı iç

gelişmesini tamamlamış, olgun yapısıyla insanı insan olarak gören  ve insan olduğu

için saygı duyan ahlaklı ve erdemli kişidir.

 

Bilim adamı kısaca; Evrensel düşünen, hoca sorumluluğu taşıyan, objektif, ahlaki

sorumluluğu yüksek,  aydınlanmış, öngörüsü yüksek, tüm insanlığa ve doğaya karşı

sorumlu, eleştiriye açıktır ve gerçeği söyleme cesaretine sahip kişiliktir.

 

Umarım ülkemiz batılı anlamda akademisyen ve bilim adamı seçimi kriterlerini

belirler ve geleceğin bilim insanları ülkemizi bilim üreten bir seviyeye çıkarılar.

Üniversiteler olarak en kısa zamanda çağına yakışır bir yüksek öğretim yasası

çıkarmaz ve gereği gibi yetişkin bilim insanları üniversitelerde yetişmezse, bugün

siyasetin kaybettiği zemini korkarım üniversiteler de yaşayabilir. Bu çok ciddi bir

tehlikedir ve hepimiz batacak olan bu gemiden sorumluyuz. İbni Sina "Bilim ve sanat

taktir edilmediği yerden göç eder" diyor. 

 

Yukarıdaki niteliklere uygun bilim adamlarının bulunduğu bir ortamda üniversitelilik

bilincimin gelişmesine katkısı olan ve 24 Ocak 1990 tarihinde trafik kazasında

kaybettiğimiz örnek bilim adamı Prof. Dr. Mahmut SAYIN hocamın anısına geçen sene

yazdığım "Örnek Bilim Adamı" ile yeni kaleme aldığım "Öğretim Üyesi ya da Bilim

İnsanı Kimdir" başlıklı yazılarımı ilişikte bilginize sunuyorum.

 

 

 

 

 

YAZININ TAMAMI

 

 

 

Stephan Zweig "Bilimde körlük yanılgı değil,"korkaklık"dır. Bilim adamının

korkaklarla, ürkeklerle işi ya da saygıdan ötürü gerçeği görmemeye hakkı yoktur.

 

 

 

Bilim adamı

 

·  Evrensel düşünen kişidir,

 

·  Objektiftir,

 

·  Ahlaki sorumluluğu yüksek olan kişidir.

 

·  Aydınlanmış kişidir

 

·  Öngörüsü yüksek olan kişidir

 

 

 

Hoca Sorumluluğu

 

 Öğretim üyesi hepimizin kabul edeceği gibi, aydınlanmış, geniş bilgili, görgülü,

ufku geniş, toplumun gelişme dinamiklerini yaratan, topluma öncülük eden ve o

toplumun beyin takımını oluşturan kişidir. Öğretim üyesinin üç temel görevi

bulunmaktadır. 1) Eğitim ve öğretim, 2) Bilimsel araştırma 3) Bulunduğu

coğrafyadaki toplumun bilinçlenmesini sağlamaktır. Bilim insanı her şeyden önce

kendi çalışma konusunu tam ve etraflı olarak biliyor olması gerekir. Ondan sonrada

toplumsal sorunlarla ilgilenmesi gerekir.  Bu anlamda yetişmiş aydın kimlikli bilim

adamı veya öğretim üyesi, içinde yaşadığı toplumun veya daha geniş anlamda dünyanın

sorunlarını izlemek, tahlil etmek ve bilimsel bakış açısı içerisinde kendi

görüşlerini oluşturmak durumundadır.

 

Öğretim üyesi bir de sosyal bilimci ise bu sorumluluğu daha da artmakta ve görüşleri

ile çevresini aydınlatma, sorun çözme zorunda ve sorumluluğunda olmaktadır. Bu

bakımdan hoca sorumluluğu ağır ve vicdani bir sorumluluktur. Bilim insanı ve öğretim

üyesi bu bağlamda hiçbir grubun veya kurumun çıkarı içinde olmadan, bilgi

birikiminin kendisine sağladığı objektif düşüncelerini özgür iradesi ile ortaya

koymak durumundadır. Bugün gelişmiş toplumların gelişmişlik değerleri bu tür düşünen

aydınların farklı düşünme ve yaratıları sonucu bugünkü düzeylerine gelmişlerdir. Bir

tarımcı olarak, başta ülkemiz tarım politikası nedir, küreselleşmenin tarım

üzerindeki etkileri nelerdir, tarıma dayalı olarak artan çevre kirliliği ne

boyuttadır, bunun insan sağlığı üzerindeki etkileri nelerdir, artan dünya nüfusuna

bağlı olarak besin zincirinin güvencesi için alternatif yaklaşımlar ve yeni

gelişmelere neler olmalıdır? gibi sorulara cevap vermez ve görüş oluşturamazsam o

zaman bir lise hocasından farkım kalmaz. Bu bilgiden yoksun yetiştirilen üniversite

mezunu da oluş ve olaylara bütünsel bakma şansına sahip olmayacaktır. Bu bağlamda,

üniversite öğretim üyeleri birer yaşam misyonerleri olarak çevresini aydınlatmakla

kendi kendisini görevlendirmiş, yenilikler yaratma peşinde olan birer Sokrates olmak

zorundadırlar. Aksi taktirde bizler mektepleşmiş ileri lisenin birer memuru olmaz

mıyız?

 

 

 

Bu Topraklarda Neden Hoca Yetişmez

 

 Celal Şengör bir yazısında, neden Newton ve Albert Einstein Çin'de ya da Türkiye'de

doğmaz diye sorduğu yazısında, haklı olarak, ülkemizde bu anlamda çok az sayıda

bilim ortamının ve insanının olduğunu belirtmektedir. Bu anlamda öğretim üyesi

kendi konusunda yetkin olduğu gibi toplumsal ve sosyal konularda da geniş bir

birikime sahip kişidir. Bilim ortamı tartışmaların ve iç dinamiklerin yüksek

düzeyde olduğu yerlerdir. Oxford, Chambirdge, Paris, Pisa, Roma, Harvard,

Heidelberg gibi üniversitelerin hocaları bağımsız düşünebilen ve görüşlerini her

platformda açıklayabilmeleri sonucu bugün ünlü üniversiteler sınıfına girmektedir.

Bu üniversitelerin temel özelliği; özerk ve özgürlükler ortamında nitelikli ve

düşünce üreten bir çok aykırı bilim adamlarına kapılarını açık tutmalarıdır. Yoksa

güzel, tarihi binaları var diye kimse bu kurumlara itibar etmemektedir. YÖK ile

birlikte üniversitelerimiz, üniversite (evrensel anlamda fikirlerin oluştuğu ve

tartışıldığı ortam) kavramın bilmeden, dikensiz gül bahçesi olarak görülmek

istenmektedir. Bilginin sınırları aştığı bilgi toplumunda acaba tek doğrunun ne

kadar itibarı kalmıştır? 

 

 

 

O Zaman Üniversite Nedir?

 

Eflatun ve Aristo'nun hiçbir politik ve dini baskı unsuru olmadan öğrencileri ile

felsefi tartışma yarattıkları ortamdan esinlenerek günümüze kadar evrensel ölçekte

bağımsız ve tüzel kişiliğe sahip kurumlar olarak "universitas" üniversite adını

almışlardır. Üniversite felsefi tartışma ortamında akıl sürecini duygusal sürecin

önüne alarak kişilerin olayları görerek ve tartışarak farkına varılabilirliğini

sağlayan ortamlardır. Üniversiteler adı üstünde evrensel kurumlar olup geçmişten

günümüze otoriteden bağımsız olarak bilgi üretmek ve yaymak konusunda çetin bir

mücadeleden geçerek ve halen de bunun içinde olarak bugünlere kadar geldiler.

Batıdaki köklü üniversiteler bu mücadelede bir adım öne geçmelerine karşın onların

da mali yönden bağımlı olmaları nedeniyle yönetimlerinde doğal olarak da parayı

veren güç tarafından kontrol edilmek istenmektedir. Üniversiteler bu bağlamda hep

otoriteye karşın, özgür tartışma ortamında, eleştirel düşünmeyi savunmuşlardır. Bu

tartışmanın yapılması için, her türlü düşüncenin otoriteye, tabulara ve kişilere

bağlı olmaksızın, korku ile değil, sevgi ve paylaşımla tartışılmasını

gerektirmektedir. Bu bağlamda üniversite ortamı karşılıklı diyalektik tartışma

ortamında herkesin kendisini ifade edebilme şansını bulması nedeniyle de tam

demokratik kurumlardır. Kurumlara genellikle bu tartışma ortamını yürütebilecek

belirli bir felsefi görüşü gelişmiş ve bunu bir yaşam biçimi olarak kabul etmiş

seçkin kişiler alınmaktadır. Bu bağlamda üniversite herhangi bir iş kapısı değildir.

 

 

 

 

Bilim İnsanı Kimdir?

 

 Bilim insanı evrendeki olay ve olguları inceleyen, onun altında yatan gizemin

kaynağını araştıran ve bu gizemin nedenlerini anlamaya çalışan ve anladıklarını

basitleştirip kitlelerin anlayabileceği bir şekilde yayın yolu ile duyuran kişidir.

Ayrıca bilim insanı anlamış olduğu doğal gizemi yaşamı daha da kolaylaştıracak

şekilde insanlığın hizmetine sunan kişidir. Ulaşım araçlarının gelişimi, modern

tıbbi cihazlar, elektrik ve elektroniğin keşfedilmesi ve bu hizmetlerin geniş

kitlelere ulaştırılması konuya verilecek güzel örneklerdir. Bu yönüyle bilim insanı

hayatın her alanında yaşamı kolaylaştırmak için büyük bir mücadele içindedir. Ancak

bilim insanı hiçbir zaman kıskanç duygularla bulgusunu salt kendisi ve çevresi için

kullanmamıştır ve kullanmamalıdır. İnsanlığın kanımca en büyük buluşu olan

elektriği bulan kişi bulgusunu sadece kendi çevresine, kendi ulusuna ve mensup

olduğu dini cemaatin kullanımına sunmamıştır. Bugün toplum yaşamının neredeyse

tamamı elektriğin varlığına bağlıdır ve buluşu yapan kişi ve yapıldığı ulusun

sınırlarını çoktan aşmıştır.

 

Pekala nasıl bir kişidir bilim insanı, nasıl bir kişiliği vardır da insanlık için

durmadan çalışır, özveride bulunur ve çoğu zaman da hayattayken toplumda hak ettiği

itibarı görmez, hatta alay konusu edilir? Bilim insanlığı bir yaşam biçimidir. Her

şeyden önce bilim insanı kendini aşmış, evrenselleşmiş kişidir. Kendine has bir

yaşamsal disiplini olan, herkesten fazla toplumsal sorumluluk taşıyan kişidir. Ülke

ve bölge sınırlarını aşan, yer yüzünün her noktasında meydana gelen olayların

kendisini de ilgilendirdiğini düşünen kişidir. Dili ve dini evrenseldir. Sınırları

evrenin sınırları ile ölçülmektedir. Bilim insanı hipotezini kurarken veya

sonuçlarını açıklarken kendi dünya görüşleri doğrultusunda hareket edemez, hissi

davranamaz. Bulguları veya bilimsel gerçekler üzerinde titrediği herhangi bir konuda

kendisine ters geliyor diye çalışmamazlık edemez ve bulgularını gizleyemez.

Hepimizin bildiği Galileo bilim insanlarına çok güzel bir örnektir, bu değerli bilim

insanı 'yine de dünya dönüyor' derken var olan doğal gerçeği ölümü pahasına da olsa

bilimsel ahlaka yakışır bir şekilde açıklamayı bir görev bilmiştir.

 

Bilim adamı kimdir ya da kimler bilim adamı olabilir? En kısa tanımı ile "bilimle

uğraşan kişidir". AnaBritanica adlı ansiklopedide ise şöyle tanımlanmaktadır bilim

adamı "nesnel dünyaya ve bu dünyada var olan olgulara ilişkin tarafsız gözlem ve

sistematik deneye dayalı ve genel doğrulara, temel yasalara ulaşmayı hedefleyen

zihinsel etkinliklerin ortak adı" diye. Bu durumda, bir diğer ifade ile "nesnel

dünyaya ve bu dünyada var olan olgulara ilişkin tarafsız gözlem ve sistematik deneye

dayalı çalışmalar yapan, genel doğruları ve temel yasaları bulmayı hedefleyen herkes

bilim adamı olabilir.

 

Pekala bilim adamı bir unvan mıdır? Varsa bu unvanı kim veya hangi kurumalar verir.

Eğer bu unvan üniversite tarafından veriliyorsa; her üniversiteli, uzman, ve öğretim

üyesi ya da araştırıcı araştırma görevlisi, Doçent, profesör, bilim adamı mıdır?

 

Evet bilim adamlığının bir unvanı vardır ve bu unvan bilimle uğraşan, toplum ve doğa

yararına çalışmalar yapan, ve yaşamını sorun çözmeye adayan topluluğa verilen genel

bir ibaredir. Ben bilim adamıyım diye bilim adamı olunmaz. Kişinin bilime katkıları

toplum ve tarih tarafından itibar görürse unvan alır.  Bilim adamı unvanı dendiğinde

bir saygı, şükran duygusu sezilmekte ve bilimle uğraşanları onore etmek

hedeflenmelidir. Bu bağlamda bir unvan olarak bilim adamlığı, Ar-Gör, Yard. Doç.

Doç. Prof. gibi akademik unvanlardan farklı olmak zorundadır. Doçentlik ve

profesörlük kişisel unvanlar yasa ve yönetmenliklerle hangi  koşuları yerine getiren

kişilere verileceği bellidir. Örneğin, mevcut yasa ile üniversitede iyi bir öğrenci

olmasanız bile uslu, hocasına veya yöneticilerine karşı saygıda kusur etmeyen biat

eden, iyi bir çocuk olarak Araştırma Görevlisi alınabilirsiniz. Sonra hocanın her

dediğini yerine getirerek hocanın ölç dediğini ölçer, tart dediğini tartarak

doktoranızı tamamlayabilirsiniz. Hocanın yayınlarının yanına isminizi de yazarak

yayın sayısına sahip olabilirsiniz. Hasbel kader dil sınavında geçerseniz önce

Doçent, beş yıl sonra da Profesör olursunuz. Maalesef bu durumda olan sayısız

akademisyen sayılabilir. Tabii aldığınız, Doç. veya Prof.  gibi kişisel unvanlar ile

bilim adamlığı gibi toplumsal ve onursal unvanların farkı olması gerekir. Çünkü

akademik unvan verilir, ancak bilim unvanı alınır.

 

Sonra bilim adamlığı sadece akademisyenlerin tekelinde midir? Üniversitede sadece

ders veren, birkaç uluslararası makale yazan, bu sayede doçent, profesör olan bir

kişi midir bilim adamı? Örneğin bir ecza çırağı bilim adamı olabilir mi?

 

Tabii ki bilim adamlığı sadece akademisyenlerin, üniversite mensuplarının tekelinde

değildir ve olamaz da. Ancak formel olarak öğretim üyesi, araştırıcı, uzman olmak

bilim adamı olmak için yeterli değildir. Çünkü geçmişte buna benzer unvansız

kişilerin bilime önemli katkıları olmuştur. Bunun için okullu veya diplomalı

olmalarına da gerek yoktur. Ancak okul bu işin kapısını açmaktadır. Diğer taraftan

prof. mertebesine ulaşıp da ciddi hiç  bir yayını olmayan bir çok akademisyen

bunmaktadır. Ancak akademi bilimsel disiplini işlemesi ve metodolojik olarak olaya

yaklaşmasını sağladığı için o çatı altında toplanılması çok doğaldır. Bilim

kuruluşları veya bilim adamlarının bilimsel disiplin içinde temelde iddiaların

bilimsel yöntemle ortaya konması ve bulgularının ve savlarının bilimsel süreçten ve

süzgeçten geçirilmesi gerekir. Bu sürecin herkesçe tekrarlanabilir olması birinci

şarttır. İddia sahiplerinin "ben yaptım oldu,o zaman olmuştur" benzeri savunuları

bilim kuruluşlarının kabul etmediği bir olgu olduğu için bilimin akademi tekelinde

olması gerekir. Tasang "bir bilgin anlayışlı ve sabırlı olmalıdır. Çünkü onun yükü

ağır ve yolu uzundur" diyor. Ne büyük ders değil mi?

 

 

 

Bir yaşam biçimi olarak bilim adamlığı her şeyden önce yetişkin birey davranışı ile

hoşgörülü, alçak gönüllü, kendini demetleyebilen  sabırlı ve paylaşımcı yapısı ile

tezlerine karşı yapılan bütün eleştirilerden ders çıkaran ve bildikleri ile değil,

bilmedikleri ile kendisini öz eleştiriye alan bir kişiliktir. Bu bağlamda bilim

adamı kör inatçı değil, daha çok olayları tanımaya çalışan, aklına ve diline geldiği

gibi konuşan değil, olayı akıl süzgecinden geçiren kişidir. Bilim adamı bilimsel

olayları değerlendirirken sokak ağzı ile laubali bir şekilde düşüncelerini karşıya

benimsetmeye kalkmaz. Bilim insanı aynı zamanda hümanist kişiliklidir. Aslında

bunlar akademik terbiyenin ölçütleridir. Akademik terbiyenin oluşması için mutlaka

mesleğe yeni başlayan kişinin tam bir üniversite ortamındaki farklıklıları teneffüs

etmesi gerekir. Bunun için mutlaka genç öğretim üyelerinin yurtdışını ve

üniversitelerdeki farklıklıları görmesi gerekir.

 

Pekala bilim adamı salt çağının ve toplumun sorunları yanında doğanın yasalarını

tanıma ve çözüm bekleyen problemlerle boğuşmak zorunda mıdır? Yoksa bir kez akademik

unvanı aldıktan sonra,  politikaya soyunmanın sıçrama tahtası olarak görülen, bölüm

başkanı, dekan, rektörlüğe soyunmayı yeğlemek, kartvizitine veya CV'sine benim şu

özelliklerim var diye yazdırabilmek uğruna her şeyi göze alabilmek midir bilim

adamlığı? Hangisi acaba? Bilim adamlığının çağına, sosyal, kültürel ve toplumuna

karşı sorumluluğu var mı veya böyle bir sorumlulukları var mıdır veya olmalı mı?

Tabii bilim insanı çağına ve topluma karşı sorumludur ve bilimden ve doğadan yana

taraf olmak zorundadır.

 

 İyi/kötü, namuslu/namussuz bilim adamı olur mu? Olabiliyorsa bunun ölçütleri nelerdir?

 

Bu tabii kişinin kendi değer yargıları ile ilgili olsa gerek. İyi bilim adamı önce

çalışmaları ve etik değer yargıları ile kendisini kanıtlaması gerekir. Tabii doğadan

yana insandan yana her bilim insanı namuslu ve dürüst olmak zorundadır.

 

Bu soruya Prof. Dr. Ahmet İnam CBT dergisinin 6/12/2003 sayı 872' deki Gönülden

Bilime' adlı köşesinde bakın ne diyor.

 

 "Bilim insanı kimdir?" sorusuna yanıt ararken, kişilik özelliklerinin değil, bilim

insanı karakterinin ardındayım. Kişilik özellikleri, sinirli, sabırsız, içe dönük

ya da dışa dönük... diye nitelendirebileceğimiz psikolojik özelliklerdir. Bilim

insanı karakteri diye nitelendirdiğim, elbette ki psikolojik özelliklerden bağımsız

olmayan, bilimsel araştırma ala­nında yaşıyor olmanın getirdiği karakter

özellikleri, bilim yapan in­sanın, bilim insanı olarak taşıdığı, taşıması gereken

özelliklerdir.

 

Inam'a göre bilim insanının temel karakteri dürüstlük olduğunu belirtiyor, şöyle ki;

kendine ve araş­tırdığı alana, alanıyla ilgili araştırmalara karşı dürüstlük. Bu

dürüst­lük, gerçeğe duyulan saygıdan gelir. Bu saygı en azından beş öğeden oluşur:

a) Gerçekliği anlama, öğrenme, araştırma duyarlılığı. Sürek­li gözlemlerle, yeni

bilgiler edinme çabası, b) Yeni verilerle, yeni öğ­renilenlerle eski bilgilerimizin

karşılaştırılması. Özeleştiri. Ken­dimizle ve gerçeklerle yüzleşebilme. c) Araştırma

yaptığımız alan­larda farklı görüşlere açık olma. d) Görüşlerimizi içtenlikle,

açıkça dile getirme, e) Sürekli olarak kendimizi tazeleme. Bu saygı, bilim insanının

kendine, yaptığı işe, bilime, insana saygısıdır.

 

Mevla'na gibi topraktan elmas arar gibi ilim irfan arayan bilgin bilim insanını

şöyle tanımlamaktadır "nice bilgin var ki gerçek bilgiden, gerçek irfandan nasipleri

yoktur. Bu çeşit bilgin, bilgi hafızıdır, bilgi sevgilisi değil"dirler.

 

 

 

Bilim İnsanı Evrensel Olma Durumundadır

 Bilimin bu evrensel ilkelerini yerine getirecek olan tabii ki insandır. Yukarıda

belirtildiği üzere bilimsel araştırmaların sistematik olarak yürütülüp

sonuçlandırılmasında bilim insanının çok büyük sorumluluğu bulunmaktadır. Bilim

insanı da toplum içerisinde yaşadığı için toplumla birlikte olması gereken

durumlarda kendi iradesi dışında zorunlu bir takım ilişkiler çerçevesinde üretim

sürecine girmek ve toplumun ortak kültürünü paylaşmak zorundadır. Buradaki bilim

insanının kendi toplumsal dinamiği içerisinde bir ulusal veya toplumsal kültürü

vardır, bunlardan ise dayandığı sınıfın kimliği ve kültürü ağır basmaktadır. Bu

yönüyle bilim insanı bir kişilik ve kimlik taşımaktadır. Bir de bilim insanının

başka bir kimliği veya kültürü vardır ki o da evrensel kimliğidir. Bu bağlamda

Voltaire bilim insanını şöyle tanımlıyor "Gerçeği arayanlar bütün insanın mali

olur".

 

 

 

Bilim İnsanı Gerçeği Aramakla Yükümlüdür

 Bilimsel düşünce yapısı kazanmış bir kimse her şeyden önce gerçekçi bir yapıya

sahiptir. Olaylara saygılıdır ve her olayın bir nedenden kaynaklandığını bilir.

Cemal Yıldırım' a göre bilim insanı yargılamalarında tutarlı ve ihtiyatlı olmasını

bilir; olay ve olgulara dayanmayan genellemelerden kaçınır, dogmatik inançlara

sapmaz.

 

Bilim bir sistematik öğrenme ve araştırma sanatı olduğuna göre bilim insanlığı

ahlakı doğuştan değildir, eğitim ile kazanılacak bir olgudur. Bilim insanının en

önemli özelliklerinden biri de onun ahlaki hayatıdır. Bilim insanın ahlaksal hayatı,

sürekli bir arayış heyecanı, çıkara dayanmayan bir özlemle didinen saf ve onurlu bir

hayattır. Sürekli doğruyu aramak, bulguları çarpıtmamak, okumadığını okumuş gibi,

bulmadığı sonucu bulmuş gibi göstermemek, başkalarının düşüncelerini kendi

görüşüymüş gibi sahiplenmemek gibi erdemlere sahiptir. Bilim insanın ahlaksal hayatı

paraya, üne ve otoriteye önem vermeyen fakat gerçekleri bulma ateşi ile çırpınan bir

hayattır. Bu anlamda bilim adamı, bilimi ve bilgisi ile ölümünden de sonra da

yarattığı etkileri yaşayacağı için kutsal bir görev üstlenmektedir. Bu bağlamda

bilime ve bilgiye olan saygı bilim adamına saygıya dönüşmüştür. 

 

           Türkiye Bilimler Akademisi TUBA'nın 14/04/2001 tarihli duyurusunda bilim

insanı şöyle tarif edilmektedir: Bilim insani ve akademik etkinliklerde

etik başlıklı bölümde, 'Bilim insanı, akademik yaşamının bütün

evrelerinde ve  öğretim, yönetim ve akademik değerlendirmelere ilişkin

görevlerde bilimsel liyakati temel ölçüt olarak kabul eder,  temel etik

kurallarının dışına çıkmaz ve bu kuralların dışına çıkılmasına göz

yummaz. Eğitimin eksik verilmesi, kopyacılık, akademik ilerleme ve ödül

jürilerinde bilimsel liyakat ölçütlerinin dışına çıkmak, kişileri

kayırmak ve benzer davranışlar kabul edilemez'.

 

   Bilim insanı ahlaki değerleri yüksek olan kişidir. Bilim insanı olayları ve

olguları olduğu gibi kabul eder, gerçeğe saygılı kişidir. Esen rüzgarın yönüne

veya gücüne göre fikir değiştiren veya anlayışını güçlü olana göre belirleyen

kişi değildir. Kendinden zayıfı ezmeyen ve kendinden güçlünün önünde diz

çökmeyen, sağlıklı iç gelişmesini tamamlamış, olgun yapısıyla insanı insan olarak

gören  ve insan olduğu için saygı duyan ahlaklı ve erdemli kişidir. Bilim insanı

kibir, haset, kıskançlık, kendini beğenmişlik gibi insanı zayıflıklarını çoktan

geride bırakmış ve kendini aşmış kişidir. Anadolu'daki halk deyişi ile kemale

ermiş bir kişiliği vardır. Bu yönüyle bilim insanı kendini ve dar çevresini aşmış

kişidir. Bilim insanı ben merkezli değil, biz merkezli, paylaşımcı kişiliğe

sahiptir. Makam ve mevki peşinde koşan değil, toplumun mutluluğu için bilgi

üreten kişidir. Öğretim üyesi, bilimsel bakımda kendisine hedef olarak seçtiği

konuda sorun çözmeye kendisini adamış, duruşu olan, yetişkin, belirli bir felsefi

bakış açısı olan ve öğrendiklerini ve bulgularını öğrencileri ile paylaşan

kişidir. Bilim adamı üst makamlardan bir zorlama gelirse yaparım, gelmese sırt

üstü yatarım anlayışı ile hareket eden bir teknisyen veya memur değildir. Bacon

"bilgiyi, başka kimseler üzerinde üstünlük sağlama, kar ve şöhret ya da bunun

gibi aşağılık şeyler için değil; yaşamda ondan yararlanmak ve kullanmak için ara"

diyor.

 

 

 

Bilim Adamı Bulgularını Halkla Paylaşmak Durumundadır

   Bilim ile uğraşan kişi kendisini halktan uzak tutmamalıdır. Çoğu bilim insanı

kendini izole ederek, kullandıkları teknik ve teknolojinin arkasında durarak

kendi yaptıkları karşısında insanların hayret ve şaşkınlık gösterilerini

kendileri için bir gurur ve üstünlük kaynağı olarak görmektedirler. Her şeyden

önce bilim insanı bilimini halka indirgemeli ve herkesin anlayabildiği dille

kitlelere sunum yollarını aramalıdır.

 

   Sokrates tüm yaşamını bilmek ve doğruya ulaşmak için harcamıştır. Aristoteles

'bütün insanlar yaratılışları gereği öğrenmek ister' diye başlar ünlü Metafizik

adlı eserinde. Böylece bilim insanı her ne koşul altında olursa olsun doğru

söyleyen biri olmalı, araştırma sonuçları ne ise onu  kamuoyuna açıklamalıdır.

 

   Bilim yapan kişi bilimsel çalışmalarında hiç bir maddi kazanç ve çıkar

gütmeksizin  yapmalıdır. Bilim insanı gerek bilimsel çalışmalarında ve gerekse

toplumsal ilişkilerinde maddi kazanç sağlanacak diye uğraşısında ve ilişkilerinde

para ve benzeri  küçük değer yargılarına tenezzül etmez. Bilim insanı için bir

bilinmeyenin bilinir hale getirilmesinin, toplumun problemlerine çözüm

getirmesinin ve bir canlının canını kurtarmasının verdiği haz maddi hazla

karşılaştırılamayacak bir duygudur.

 

   Araştırmacının tarihsel ve toplumsal bir sorumluluğu vardır. Yaptığı her

araştırma kendi sınırlarını aşan nitelikte olduğundan bilim insanı çağına ve

dünyaya karşı olan sorumlu kişidir. Bu nedenle bilim insanı yaptığı araştırmanın

sorumluluğunu taşımalıdır. Sorumlulukları salt laboratuvarda ve kütüphane

kapılarının ardında kalmamalıdır, zaman zaman toplumu kendi bilgi ve birikimi ile

aydınlatmalıdır. Bilim insanı  öğrencilerini bilimi ve geniş bilgi birikimi ile

aydınlatır ve aynı zamanda topluma bilim hizmeti sunmakla kendini sorumlu

hissetmelidir. Bilim insanı bilim kavramını eğitim sisteminde iyice işlemeli,

kendi konusunu bilimsel verilerle nasıl işlediğini pratiği ile öğrencilerine

anlatmalı ve göstermelidir. Aydınlanma ile birlikte sorgulama sanatı gelişmiş;

bunun sonucu bilim ve bilimsel araştırma faaliyetleri ilerlemiştir. Prof. Dr.

Erol Manisalı, bilim insanı, kendisini salt teorik çalışmalardan sorumlu

tutmamalı, zaman zaman kendi bilimini topluma açıklamalıdır, zaman zaman da

popüler alanlarda da yazılar yazmalıdır diyor. Bilim insanı bu bağlamda iletişim

araçlarını yolu ile makale ve kitap yazar, halka konferans verir, TV ve Radyoda

sorumluluk bilinci içerisinde toplumu aydınlatmaya çalışır. Bildiğimiz bir çok

bilim adamı, örneğin Albert Einstein ve Bertrand Russell çoğu zaman toplumsal

konularda yazılar yazmışlardır. Bilim insanı doğası gereği geniş bir tarih

bilinci ve güçlü felsefi ve diyalektik bilgisi yardımı ile olay ve oluşları daha

erken görür ve sorumluluğu gereğince de zamanında açıklamak zorundadır. Yakın

geçmişte yaşanan deprem olayında ilgili bilim insanlarının tutumları konuya

verilecek en güzel örneklerden birisidir.

 

   

 

   Bilim İnsanı Tüm İnsanlığa ve Doğaya Karşı Sorumludur

 

   Bilim insanı çalışmalarının evrensel nitelikte olması nedeniyle kendisi de

evrensel düşünmek zorundadır. Bilim insanı bu nedenle her türlü dar görüşlülükten

sıyrılıp din, dil, ırk ayrımı yapmadan yaptığı araştırmayı dünyanın her insanı

ile bölüşmede evrensel olmak zorundadır. Bilindiği üzere eskiden büyük bilimsel

buluşlar tek tek bilim adamlarının buluşları ile oluyordu, ancak günümüzde artık

buluşlar farklı disiplinlerdeki bilim insanlarının oluşturduğu ekipler tarafından

yapılmaktadır. Bu yolla geniş bilgi birikimi aynı potada değerlendirilerek

olaylar ve olgular arasındaki ilişkiler daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Bu

nedenle bilim insanı kendi çevresindeki diğer disiplinlerdeki bilim insanları ile

bağlantı kurmalı ve onlarla sürekli bir ilişki içerisinde olmalıdır. Toplumun

bilim insanlarına yüklediği onurlu sorumluluk davranışı gereği bilim adamı ülke

ve dünya sorunlarına kaygısız kalamaz, tam tersine çağına ve toplumuna karşı

sorumlu kişi olarak insandan ve doğadan yana tavır almak zorundadır.

Evrenselliğinden kaynaklansa gerek, bilim insanı başka yaşam biçimlerini daha iyi

anladığı için çevresindeki insanları daha iyi anlar, kişileri olduğu gibi kabul

eder ve onlara yardım elini uzatmakta tereddüt etmez ve gecikmez. Bilim insanı

öngörülü kişidir. Öngörüsü olamayan bir kişinin doğayı ve yasalarını görmesi

oradan bir şeyler çıkarması mümkün değildir. Öngörülü bilim insanı yapısına ancak

özerk ve özgür ortamda bilim felsefesi bakış açısı kazanarak ulaşılabilir.   

 

   

 

   Bilim İnsanı Eleştiriye Açıktır

 

   Bilim ile uğraşan kişi eleştiri ve özeleştiriye açık olmalıdır. Bilim insanı

başta kendi çalışmaları olmak üzere olayları ve olguları tarafsız, nesnel bir

şekilde inceleyebilen, araştırabilen ve sorgulayan kişidir. Bilim insanı her

türlü eleştiriye açık olduğu gibi kendi kendini de eleştiren veya özeleştiri

yapan erdemli insandır. Bilim insanı araştırma öncesi ve sonrası bütün

ayrıntıları en ince noktasına kadar araştıran ve sorgulayan kişidir. Sokrates'in

belirttiği "araştırılmamış ve eleştirilmemiş bir yaşam yaşanmaya değmez" öz

deyişi ile bir bilim adamı için yaşam her yönü ile kritize edilmelidir.

 

Bilim insanı araştırma sonuçlarını değerlendirirken yapılmış yanlışları ve

yanılgıları açık ve net olarak belirterek, özeleştiri yaparak kamuoyuna duyuran

kişidir. Özeleştiri yapmak bilim insanını küçük düşürmez, aksine zenginleştirir ve

daha saygın kılar. 'Erdemli kişi önce kendini yargılamasını bilen kişidir' özdeyişi

bilim insanı için çok yerinde bir deyiştir. Bilim insanı  kendi ürettiği bilginin,

yaptığı araştırmanın sorumluluğunu taşıyan kişi olması nedeniyle ürettiği bilginin

ve araştırmalarının muhatabı olan kişidir. Evrensel olması ve uluslararası düzeyde

yayın yapmasından doğan durumdan dolayı herhangi bir ulusun araştırıcılarının

eleştirisine de açık olan kişidir.

 

   

 

   Bilim İnsanı Gerçeği Söyleme Cesaretindedir

 

   Bilim insanı her şeyden evvel gerçeği söyleme cesaretine sahip olmalıdır ve

bilimdışı görüşlere karşı taviz vermemelidir. Tavizin verildiği yerde gerçek

anlamda bilimden bahsetmek mümkün değildir. Bilim insanı tarafsız, bağımsız karar

verebilen, gerektiğinde düşüncelerini mevcut anlayışla bağdaşıp bağdaşmadığına

bakmaksızın açık, net ve özgürce ifade eden kişidir. Galile dünyanın evrenin

merkezi olmadığını açıkladığı zaman o günkü yönetim ile ters düşmüştü. Çünkü o

zamanki yönetim, yetkileri tanrıdan aldığını ileri sürüyordu ve dünyanın evrenin

merkezi olduğu resmi olarak kabul görmüştü. Kişisel amaçlar, yasaklar, ideoloji

veya inanç uğruna var olan gerçek olguların ifadesi engelleniyorsa bilim insanı

bu engellemelere karşı tavizkar olmamalı ve sessiz kalmamalıdır. Barbusse,

"gerçeği söyleyenler hiçbir zaman susmak zorunda değildir" diyor. Moliere ise

"Susan bir bilgin bir kelime söylemeyen aptaldan farksızdır" diyor. 

 

Bilim adamı ilkeli ve dürüst yapısı ile doğru bildiğini basit güç odaklarının

etkisinde kalmadan, statü, unvan, şan-şöhret ve makam peşinde koşmadan korkmadan

açıklayabilmelidirler. Eğer bilim insanı olay karşısında bilimden yana tavrını

koymuyorsa burada onun bilim insanlığından bahsetmek mümkün değildir. Bilim insanı,

bilimden yana taraflı insandır. Çağına ve insanlığa karşı sorumludur. Isaac Newton

bilim adamının cesaret örneğini şöyle açıklamaktadır. "Biz bilim adamları kumsalda

çakıl taşları arayan çocuklar gibiyizdir. Eğer ben arkadaşlarımdan biraz daha fazla,

biraz daha renkli toplayabildiysem, bunun nedeni dizlerime kadar suya girmeye

cesaret edebilmiş olmamdır".

 

 

 

Peki Bilim İnsanı Kim Değildir?

Soruyu bir de tersinden sorarsak bilim insanı kim değildir? Bilim insanı Bertrand

Russell'ın belirttiği gibi 'ben varsam her şey iyi, ben yoksam kötü diyen, ben

merkezli, aç gözlü, çıkarı için kural tanımayan ve amaca ulaşmada her türlü yol

mubahtır diyen kişi hiç değildir'. Uzun vadeli kamunun ortak çıkarlarını küçük

çıkarları için kullanan (şana, şöhrete, makama ve unvan için genelin çıkarını

çiğneyen) bilim adamı değildir. Bilim adamı görev adamı hiç değildir.

 

Yalnızca teksirdeki dersi anlatan, evden üniversiteye mekik dokuyan, kurumu salt

işyeri gibi gören kişi hiç değildir. Bilim insanı ne salt öğretmendir ne de

teknisyendir, ne başkasının kulu kölesi ne de efendisidir. Bilim insanı başkasının

ders kitabından çeviri yaparak ders veren değil, birikimini ve tecrübesini dünya

bilimi ile bütünleştirerek anlatan kişidir. Başkasının literatürü ile değil, kendi

düşünce sistemi içerisinde geçirdiği doğruları öğrencileri ile paylaşan kişidir.   

 

 

 

 

Bilimsel Etkinlik Bir Yaşam Biçimidir

Buraya kadar ifade edilmeye çalışılan niteliklerinden dolayı bilim insanı seçkin ve

özel bir kişidir. Seçkinlik ve özel olmak, bir başka insandan farklı olması ona bir

kişilik ve evrenselliği kazandırmaktadır. Yukarıda da anlatılmaya çalışıldığı gibi

bilim hayatı ve bilim insanlığı bir yaşam biçimidir. Bilim insanın uğraş alanındaki

yaşam yolu kimse tarafından taşı dikeni ayıklanmış bir yol değildir. Bilim insanı

kendi yolunu kendisi oluşturmak zorundadır. Bu yaşam biçimi zor ancak zevkli bir

yaşamdır. Bizler istesek de istemesek te, bizler olsak da olmasak da dünya kendi

ekseninde kendi kurallarına göre dönmeye devam edecektir. Ama bir gerçek var ki o

da, bu dünya bizim gibi bilim, sanat yapanlar tarafından daha iyi, hatta çok daha

iyi yaşanılabilir bir dünya olabileceği gibi çok kötü de olabilir. Bize düşen

yaşamın temel ilkelerini bilinir, anlaşılır ve hepimizin sağlıklı gelişimi için

kullanılır duruma getirmek için çabayı sağlamaktır.

 

Bilim insanları Atatürk'ün çok önem verdiğim şu özdeyişini kanımca beyinlerine iyice

işlemelidirler; 'Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat, için, başarı için en

hakiki mürşit ilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak

gaflettir, cahilliktir, sapmadır'.  Yine aynı şekilde "Ben, manevi miras olarak

hiçbir ayet, hiçbir doğma hiçbir donmuş ve kalıplanmış kural bırakmıyorum. Benim

manevi mirasım bilim ve akıldır. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve

başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel

eksen üzerine akıl ve bilim rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçilerim

olurlar". Bu veya benzeri örnekleri çağlarına damgasını vurmuş düşün insanları

çeşitli vesilelerle belirtmişlerdir. Bu anlamda bilim adamı akıl dışı, bilim dışı ve

etik dışı yaşam ve uygulamaların dışında sade ve mütevazıdır. Bu bağlamda

akademisyenler olarak her bilim insanının ve aydının bilimsel sorumluluk anlayışı

içerisinde davranmasının ahlaki bir görev olduğu düşüncesindeyim. M. Kemal

Atatürk'ün askerler için söylediği "Komutanlar ahlaken ve ilmen astlarından üstün

olmalıdırlar." Sözünü eğitim kurumlarımız için güncelleştirirsek hocalar

öğrencilerinden bilgi ve etik yönünden daha iyi donatılmış olmak zorundadırlar.

Öğretim üyesi veya bilim insanı bulunduğu kurumada yarattığı beyin fırtınası,

paylaşımı, hoşgörüsü ve isteklendirmesi (güdüleme) ile bir model olmak zorundadır.

Her zaman olduğu gibi çalışma gündemimizin en önemli hedefi, bilimi, eleştirel

akılcılığı, bilimsel verilerin sürekli sorgulanmasını, bilim insanının etik

sorumluluğunu ve saygınlığını ülke gündeminde en önde tutmaktır. Necati Doğru 14

Aralık 2001 tarihli Merhaba köşesinde "Üniversitelerin Seçilmiş Kralları" yazdığı

yazıda üniversitelerin işlevini ve öğretim üyelerinin kültür düzeyini askerlerle

kıyaslamaktadır. Yazıda diyor ki yazar "askerler toplumun gözünde üniversitelerin

çok ilerisinde itibar düzeyi tutturmuştur. Harp Akademis'nden yeni mezun birinin,

"üniversitelerin doçentleri düzeyinde bilgi sahibi oldukları" profesörlerce de acı

bir gerçekle itiraf ediliyor". Tabii bunun sorumlusu ve muhatabı kim?. Ben kendi

şahsıma kendimi sorumlu tutuyorum. 

 

Ülkemiz yüksek öğretimin temel sorunlarından biri de nitelikli bilim adamı

sorunudur. Sistemin işlememesinin temelinde akademisyenlik yani bilim felsefesi ve

bilim kültürü ve tarihi bilinci yetersiz olan sayısız akademisyenin yönetim işlevi

bulunmaktadır. Umarım ülkemiz batılı anlamda akademisyen ve bilim adamı seçimi

kriterlerini belirler ve geleceğin bilim insanları ülkemizi bir bilim üreten bir

seviyeye çıkarılar.

 

Özet olarak bütün insanlık tarihi boyunca bilgi sahibi bilim insanı kimliği biraz

aykırı ve muhalif yapısı ile düzgün, erdemli ve ilkeli bir duruş sergileyen

kişiliktir. Bu niteliklere uygun bilim adamlarının bulunduğu bir ortamda gelişmeme

katkısı olan ve 24 Ocak 1990 tarihinde trafik kazasında kaybettiğimiz örnek bilim

adamı Prof. Dr. Mahmut SAYIN hocam adına geçen sene yazdığım yazıyı ilişikte yeniden

gönderiyorum.

 

Mahmut Sayın gibi saygın bilim adamı olmak dileği ile.

 

 

 

Bilim insanı olmak zor iş değil mi?