|
TÜRKİYE’NİN MEMELİ HAYVAN ZENGİNLİĞİ; KÖRFARELERYüksel COŞKUNDicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü,21280-Diyarbakır yukselc@dicle.edu.tr Anadolu jeolojik tarihi ve ekolojik özellikleri bakımından dünya üzerindeki ender yerlerden biridir. Jeolojik devirler boyunca birçok türün sığınma yeri olduğu gibi birçok türün de gen merkezidir. Üç kıtanın birleştiği bir coğrafyada yer alması nedeniyle biyoçeşitlilik zenginliği bakımından ayrıcalıklı bir konuma sahiptir (Kışlalıoğlu ve Berkes 1987; Kurtonur 1996, Benda ve Horacek 1998). Günümüzde, memeliler sınıfının 26 ordosu ve bu ordolara bağlı yaklaşık olarak toplam 4629 türü yaşamaktadır. Fosil kayıtlar çoğu memeli ordolarının Paleosen sonu ve Eosen başlarında ortaya çıktıklarını göstermektedir (Allard et al., 1999). Memeliler, Tersiyer boyunca yeryüzündeki tüm yaşam ortamlarını işgal ederek çeşitlenmişlerdir. Yeni kazanmış oldukları sabit sıcaklık, beyin organizasyonlarının gelişmesi, özellikle yavrularının embriyonik gelişmelerini ananın dölyatağı (rahim) içerisinde tamamlamaları ve birbirine bağımlı olmadan farklı yaşam ortamlarına uyum yapabilmeleri, memelilerin başarılı olmasını ve çeşitlenmesini sağlamıştır (Demirsoy, 1996). 1. Yeraltı (Subterranean) Yaşama Uyum Yapmış Memeliler Yeraltı memelileri böcekçil (Insectivora) ve otçul (Rodentia) hayvanlar olup, yaşamlarının büyük bir kısmını toprak altındakı kapalı galeri sitemlerinde geçirirler. Çok nadir olarak veya tesadüfen toprak yüzeyine çıkarlar. Yeraltında yaşayan böcekçillerin çoğunluğu ve kemirgenler hem gece hemde gündüz aktiftirler. Çoğunluğu soliter, teritoryal ve saldırgandırlar. Evrimsel olarak, Eosen-Tersiyer’den ortaya çıkmış olup günümüze kadar sürmektedir. Açık alanlardan toprakaltına geçme ve kazıma, Eocene-Oligosen döneminde başlamış, Miosen-Pliosen dönemlerinde devam etmiştir (Nevo 1982, 1991, 1995) Günümüzde yaşamakta olan 26 memeli ordosundan 3’ü (%11.5) (Notoryctemorpha, Insectivora, Rodentia); 136 familya’dan 11’i (%8.1); 1135 genus’tan 50’si (%4.4); 4629 türün 285’i (%6.2) yeraltı (subterranean) yaşamına uyum sağlamışlardır. Yeni kromozomal sibling türlerin keşfedilmesiyle bu sayılar daha da artacaktır (Nevo,1979,1982, 1999). Yeraltı ekosistemi yapısal olarak nispeten basit, genellikle kapalı, mikroklimatik olarak stabl, düşük verimli ve düşük taşıma kapasiteli, predatörlere karşı korumalıdır (Nevo 1979). Yeraltı habitatının tekdüzeliği, yeraltı yaşama uygun morfolojik, fizyolojik, ve davranışsal (örneğin, kazıma için güçlü kaslar, düşük O2 ve yüksek CO2 düzeylerine tolerans, toprak titreşimlerine hassas duyarlılık gibi) özel yapıların kazanılmasına neden olur (Reichman ve Seabloom, 2002). Bütün yeraltı memeli türleri, ekosistemlerine konvergent moleküler ve organizmal uyum gösterirken, farklı beslenme alışkanlıkları (otçul, böcekçil) bakımından divergent uyum gösterirler (Şekil 1). Bunlar, küçük vücutlu, düşük ağırlıklı, kısa veya hiç bulunmayan kuyruk ve kulaklı, dişler ve/veya önayaklar kazımaya uygun gelişmiş, kısa güçlü tırnaklı, küçük testisli, bakulumlu, çoğunlukla koyu renkli ve dorsal renkleri toprak rengine uygun karakterlere sahip hayvanlardır.Türler ve populasyonlar dar habitatlara uyum sağlamışlardır (Nevo 1979, 1995).
Şekil. 1: Yeraltı memelilerinin yeryüzündeki dağılımı (Nevo 1999).
Yeraltında yaşayan kemirgenler 8 familya ve bunlara bağlı 120’den fazla türle bütün kıtalarda dağılış gösterirler (Nevo 1991). Anadolu’da yer altı yaşama uyum sağlamış Insectivora (Talpidae) ve Rodentia (Spalacidae ve Arvicolidae) ordosuna bağlı türler bulunmaktadır. Talpidae familyasından Talpa cinsinin türleri; Spalacidae familyasından Spalax türleri ve Arvicolidae familyasından Arvicola, Ellobius ve Prometheomys cinslerinin türleri yaşamaktadır (Coşkun ve Ulutürk 2001). 2. Memelilerin Anadolu’ya GirişiEosen (34 milyon yıl önce) sonuna gelindiğinde Avrupa ile Asya arasındaki denizin ortadan kalkmasıyla oluşan kara köprüleri Oligosen’de Asya’dan Avrupa’ya memeli hayvanların geçişine olanak sağladı. Birçok Rodentia türü Avrupa’ya geçtiler. Şekil 2. Postglasial dönemde hayvanların Anadolu’ya giriş yolları (Koswig,1955) Oligosen sonlarına doğru Alp sisteminin yükselmesiyle Anadolu kara parçası ile Dinarid-Pelagon-Anadolu kara köprüsü oluştu. Asya’dan Avrupa’ya geçen hayvanlar bu yolla yaklaşık 23 milyon yıl önce Anadolu’ya girmeye başladılar (Şekil 2). Afrika-Asya karasal memelilerinin Anadolu’ya girmesini engelleyen Neo-Tetis Okyanusunun, Arap levhasının Anadolu levhası’na çarpmasıyla (Erken Miosene sonu) Neo-Tetis Okyanusunun bu bölgedeki (Bitlis Okyanusu) denizsel alanları kaybolmaya başlamış, oluşan kara köprüleriyle Afrika-Arabistan-Anadolu ve Asya’dan birçok memeli hayvan Anadolu’ya girmiştir (16.3-14.2 milyon yıl önce) (Kosswig 1955, Sakınç 1994, Sakınç ve Ülgen 1998). Arap levhası ve Güneydoğu Anadolu’nun birleşmesiyle oluşan kara köprüleriyle Erken Miosene döneminde Anadolu’daki memeli hayvan tür sayısında ve çeşitliliğinde artış olmuştur. Geç Miosene’de Karadeniz ile Hazar Denizi arasında kara köprüsünün kurulmasıyla birçok karasal hayvanların Anadolu’ya geçişlerine imkan sağlanmıştır (Şekil 2). Bitlis okyanusu’nun çekilmesiyle; erken Miosene’nin sonundan, orta Miosene kadar olan dönemde Anadolu’ya memelilerin temel göçü başlamıştır (Görür, ve. ark., 1995). Eremial elemanların girdiği kapılar ise Iğdır-Aralık üçgeni ve güneydeki Hakkari-Van platosudur (Demirsoy, 1999). 3. Türkiye’nin Biyoçeşitliliği
Şekil 3. Türkiye’nin Ekocoğrafik Bölgeleri (http://www.nationalgeoraphic.com/map). Türkiye memeli hayvanların tür çeşitliliği bakımından da önemli bir zenginliğe sahiptir. Bugün dünya üzerinde yaklaşık 4620 memli türünün yaşadığı bilinmektedir (Corbet and Hill 1991). Dünya, memeli hayvanların dağılımına ve çeşitliliğine göre 6 zoocoğrafik bölgeye ayrılmıştır. Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı palaearktik bölgede yaklaşık 475 memeli hayvan türü yaşamaktadır (Corbet and Hill 1991). Türkiye’de ise yaklaşık 136 memeli türü yaşamaktadır (Kurtonur, 1996 ve Demirsoy 1996). Bu durum dünyadaki memeli tür sayısını yaklaşık %3’ünü, palaearktik bölgede yaşayan türlerin yaklaşık %29’unu oluşturur (Şekil 4). Şekil 4. Palaearktik bölge memelileri ile Türkiye memeli tür sayısının karşılaştırılması.
Türkiye memeli faunasına ait Danford ve Alston (1877,1880) Türkiye’de 84 memeli türü kaydı vermişlerdir. Kumerloeve (1975) Türkiye’de 131 yaşayan ve 7 soyu tükenmiş olmak üzere toplam 138 memeli türünü 10 ordo içerisinde toplamıştır. Bu liste, Türkiye’de yaşamakta olan türlerin yanında yakın zamana kadar yaşamış ancak günümüzde tükenmiş türler ile komşu ülkelerde bulunan ve sınır bölgelerimizde yaşama olasılığı olan türleri de içerir. Turan (1984) 118 memeli türünü içeren liste hazırlamıştır. Doğramacı (1989) Türkiye’de 8 ordo’ya ait 101 tür listelemiş, alttürlerin revizyonun yapılmadığından, geçerliliklerinin kazanmadığını ifade ederek listeye dahil etmemiştir. Kurtonur (1996) Türkiye’de 132 memeli (+27 alttür) türünü 8 ordo içerisinde listelemiş ve bu türlerin %73’nü küçük memelilerin (Insectivora, Chiroptera ve Rodentia) oluşturduğunu ifade etmiştir. Krystüfek ve Vohralik (2001), Türkiye’de toplam 142 memeli hayvan türünün bulunduğunu, bunlardan 141’nin karasal, birinin deniz memelisi (Monachus monachus) olduğunu; İki türün sonradan ülkeye yerleştiğini (Myocastor coypus and Oryctolagus cuniculus) ve kemirgen türlerinin % 43 oranıyla Türkiye memeli hayvanlarının en zengin ordosu olduğunu belirtmişlerdir. Memeli tür sayısı bakımından önemli bir biyoçeşitliliğe sahip olmamıza rağmen onlardan yeterince yararlanamadığımız gibi çeşitli nedenlerle de bir çok türün yok olması ve tehlike altında bulunması söz konusudur. Bunlar tablo 1’de verilmiştir (Coşkun, 2001). Tablo 1. Yok olan ve tehlike altında olan memeli hayvan türlerimiz.
4. Körfareler (Spalacidae) Körfareler toprakaltı yaşama uyum sağlamışlardır. Yaşamları boyunca toprak altında kazdıkları galeri sisteminde yaşarlar. Erginleşen yavru bireyler anneleri tarafından yuvadan atılırlar. Sadece bu dönemde dışarıda görülebilirler. Kumluk alanlar hariç her türlü topraklarda yaşarlar. Vücutları silindiriktir. Boyun kalın, baş ile aynı genişliktedir. Kulak kepçeleri yoktur. Kuyrukları küt bir çıkıntı halindedir. Gözler, deri altında kalarak işlevini yitirmiştir. Şekil 5.Körfare Elazığ-Palu-Erkek Vücut renkleri genellikle koyu gri, kılların uçları ise kahverengidir. Ayakları beş parmaklı ve ayaları çıplaktır. İşitme ve dokunma duyuları iyi gelişmiştir. Burunun her iki tarafında kulağa doğru fırça şeklinde beyaz renkli kıl dizisi bulunur. Bunlar dokunma duyusu algısında önemli bir fonksiyona sahiptir (Şekil 5). Diş formülleri 1 0 0 3 / 1 0 0 3 = 16 şeklindedir. Köpek dişleri ve premolar dişler olmadığından kesici dişler ile molar dişler arasında diastema denilen boşluk bulunur. Kesici dişler köksüz olduğundan sürekli uzarlar (Şekil 6). Şekil 6. Körfarelerde Baş iskeleti Körfareler bitkilerin yeraltındaki kök, yumru ve soğan gibi kısımlarıyla beslenirler ve bunları depo ederler. Tarım alanlarında patates, havuç ve soğan başlıca depo besinleridir (Heth 1991, Heth et al., 1989). Pervari’deki bir yuvada, 178 gr depo edilmiş, Geranium (% 53.7), Bunium (%28.7), Ranunculacea (%12.9), Gladiolus (%4.6) ve diğer (% 0.1) bitkilerin yumruları ve kökleri çıkarılmıştırdır (Şekil 7). Serbest haldeki suyu içmezler.Su ihtiyaçlarını yedikleri besinlerdeki sudan karşılarlar. Şekil 7. Depo edilmiş yumru ve kökler (Siirt-Pervari) Erkekler dişilerden daha büyük ve ağırdırlar (Nevo et al., 1986). Çiftleşme dönemlerinin dışında tek yaşarlar. Çiftleşmeden sonra eşler derhal birbirinden ayrılır. Galerileri arasındaki geçiş yerini toprakla kapatırlar. Aradaki toprak kalınlığı 2-3 cm kalınlığında olur Yılın diğer dönemlerinde aradaki toprak genişliği 20-80 cm kadardır Gebelik süreleri 28-34 gündür (Gazit and Terkel 2000). Yılda bir defa 1-4 (çoğunlukla 2) yavru doğururlar. Genç dişiler 4-7 aylık olunca cinsel olgunluğa erişirler. Kış uykusuna yatmazlar. Yavruların dağılımı Mart-Mayıs aylarında görülür. (Nevo 1961, Shanas et al., 1995). Galeri açma sırasında çıkardıkları toprakları tümsekler halinde yığarlar. Toprağı ön taraftaki kesici dişleriyle kazıp, başlarıyla iterek dışarı atarlar. Bunun için başlarını buldozer bıçağı gibi kullanırlar. Dişiler üreme yuvası yapmaya sonbahar yağmurlarından hemen sonra, Ekim-Kasım aylarında başlarlar. Bu tümseğin çevresinde çok sayıda küçük tümsekler yeralır. Üreme tümseği iç kısımdan 3 bölüme ayrılır. 1. Yüzeyaltı tabaka; depo odaları ve yan beslenme tünellerini, 2. Yüzey tabaka; üreme odası (yuva) ve ilave depo odaları, ve 3. Yüzeyüstü tabaka, üst galerileri, depo odaları ve tuvalet bölümlerinden oluşur (Şekil 8). Tuvaletleri dolduğunda kapatılır ve yenisi açılır (Nevo 1961, Heth 1991). Şekil 8. Körfare'lerin galeri sistemleri Körfare’ler, başlarıyla tünelin tavanına vurarak ritmik sismik dalgalar oluştururlar. Körfareler ayrıca 6-7 farklı ses çıkararak aralarındaki iletişimi sağlarlar. Sismik dalgalar ile uzak mesafeli; seslerle kısa mesafeli iletişim sağlanır Bu şekilde rakipleri uyarıldığı gibi karşı cinslerin birbirini bulmasını da sağlar. (Heth et al., 1987, Heth et al., 1991, Mason ve Narins, 2001). Spalacidae türleri palearktik bölge hayvanları olup, Balkanlar, Doğu Avrupa, Rusya, Türkiye, Suriye, Irak, Israil ve Tunus'a kadar olan Akdeniz'in dar bir şeridin de dağılış gösterirler (Pantalayev 1998).Türkiye'nin bütün bölgelerinde yaygın olarak bulunurlar (Şekil 9). Genellikle tarım alanlarına yakın yerlerde ve açık arazilerde yaşarlar. Şekil 9. Spalacidae türlerinin dağılışı. 1. Nannospalax leucodon 2. Nannospalax nehringi 3. Nannospalax ehrenbergi 4. Spalax zemni 5. Spalax arenarius 6. Spalax graecus 7. Spalax microphtalmus 8. Spalax giganteus 9. Spalax uralensis (Pantalayev 1998).
4.1. Kromozom Durumları Türkiye körfarelerinin kromozomları üzerinde yapılan çalışmalarda, diploid kromozom sayısı 2n=38-62 arasında değişen 30’dan fazla form tespit edilmiştir (Tablo 2). Bu formların hepsi farklı coğrafik alanları işgal eden populasyonlardır (Şekil 10). Tablo 2. Türkiye’de Körfarelere ait kromozomal formlar.
* Metin içerisinde 8, karyotipte 7 olarak verilmiş. 8 olursa 2n=58 olmalı. ** 2n= 56 ise hesaplama yanlış, 2n=58 ise |