DİCLE ÜNİVERSİTESİ MEZUNLAR İLETİŞİM BİRİMİNİN KURULUŞ GEREKÇESİ

    Konumu, durumu ne olursa olsun; “mezun” bir okulun “başarı simgesidir”. Üniversite gibi, sadece öğretim ve eğitim değil; onun da önünde, bir “bilim kurumu” olan örgütlerde “mezunlar”; diğer öğretim ve eğitim kurumlarından farklı olarak; yaşam boyu üniversitelerinin desteğine gereksinim duyacaklardır. Söz konusu durum üniversiteleri; sadece öğrencilik yıllarında değil; mezuniyet sonrasında da “diploma” verdiklerine karşı bir “yaşam başarısı sorumluluğu” altında bırakmaktadır. Dünyada bunun bilincine varmış üniversiteler, ünlerini sadece öğrencirine değil; “mezunlarına” görterdikleri sürekli ilgi ve bağlılıklarıyla da ortaya koymuşlardır. Başka bir değişle; bu üniversiteler öğrencilerine sağladıkları öğretim ve eğitim hizmetlerini belli süreler sonunda onlara bir “mezuniyet diploması” verip, kendi yazgılarıyla başbaşa bırakmak gibi; yalın bir anlayışla tanımlamamışlardır. Ünlerine, başarılarına öğretim, eğitim, araştırmaları ve bünyelerindeki akademik kadroları yanında, güçlü “mezun kimlikleriyle” de elde etmişlerdir. Bu “güçlü kimlik”; mezunların kendi aralarında sağladıkları çok yönlü dayanışma ile yaşam başarılarına destek sağlamaları yanında; üniversitelerinin gerek ulusal, gerek uluslararası toplumsal ortamlarda büyük gelişme görtermelerine de yardımcı olmuştur.
    Ülkemiz, anaokulundan üniversiteye kadar, ağır öğretim ve eğitim sorunları içinde bulunmaktadır. Ulusal öğretim ve eğitimimiz, genellikle mezuniyet sonrası; yaşama, mesleğe girişe kapalı bir niteliktedir. Her okul, mezununu bir sonraki okula göndermekte; öğrencinin çoğu kez yaşama, mesleğe son çıkış noktası “üniversite” olmaktadır.
    Ekonominin yetersizliği, her okul aşamasında, en son üniversite mezuniyetinde de, öğrenciyi “ işsizlik” olgusuyla karşı karşıya bırakmaktadır. Ayrıca, artık bir çok mesleğe girişte üniversite sonrası “uzmanlık” sınavlarının çok yönlü desteğini gerektirmektedir. Kısacası, ülkemizde üniversite mezunlarının yaşama, mesleğe girişleri ve başarılı olmaları; ekonomisi ileri ülkelerden çok daha ağır sorunlar içermektedir. Buradan çıkan sonuç; Türkiye‘deki üniversitelerin, mezunlarıyla bağlarını sürdürmekte ve onların yaşam başarıllarına destek olmmakta, büyük sorumluluklarının bulunduğudur.
    1966 yılında, Ankara Üniversitesine bağlı Diyarbakır Tıp Fakültesi ilk olarak kuruldu. 1974 yılında da Fen fakültesinin kurulmasıyla Diyarbakır Ünivrsitesi fiilen kurulmuş oldu. 1982 yılında da Dicle Üniversitesi adını aldı. Arada geçen 44 yıl içinde, örgün öğretimi, fakülteleri, enstitüleri, yüksek okulları, konservatuarı araştırma merkezleri ile sadece Türkiye’nin değil; dünyanın en büyük üniversiteleri arasında yerini almıştır.
    Bugün Türkiye’de, bugün 137 üniversite bulunmaktadır. Her yıl milyonu aşan sayıda öğrenci adayı, bu üniversitelere başvurmakta, sınav sonrası; üniversitemizce 1966 yılından bu yana, başarıyla yürütülen eğitim ve öğretimin geniş çaplı öğrenim hizmetine rağmen; öğrenci adaylarının büyük bölümü, üniversite dışında kalmaktadır. Her yıl bu sayı daha da artmaktadır.
    Üniversite önünde birikmiş kitlesel öğrenci sorunu yanında; daha önce de denildiği gibi üniversite öğrencilerini, mezuniyet sonrası çok bayutlu bir “işsizlik” sorunu beklemekte; bu da öğrencileri öğrenimleri sırasında moralsizliğe, umutsuzluğa sürüklemektedir.
    Türkiye’de bu sorunlara karşın; gerek kamuoyunda, gerek işgören arayanların verdikleri iş ilanlarında; öcelikle tercih edilen üniversitelerin öğrenim niteliklerinin diğerlerine göre karşılatrımalı üstünlüğü yanında; en önemli özellikleri “mezunlarının” güçlü örgütlenme ve dayanışma içerisinde olmalarıdır.
    Gerek dünyada, gerek ülkemizde öğrencilerin okul sonrası, yaşama, mesleğe başarılı bir giriş yapmalarında “mezun kimliği” ve “dayanışması” çok önemli bir işlev görmekte; daha öğrenim sırasında, öğrencilerin umutsuzluk ve yalnızlık duygularından uzak kalmalarını sağlayabilmektedir.
    Üniversitemiz öğretim, eğitim, yönetim ve akademik düzeyi bakımından Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri içindedir. Buradaki en önemli sorunumuz; bu gücümüzü 44 yılda oluşturan “mezun kitlemize”, DİCLE ÜNİVERSİTESİ MEZUNU “kimliğini” yeterince yansıtmamış olmamızdır.
    Gerek genelde üniversitemiz, gerek özelde fakülte, enstitü ve yüksek okullarımız açısından; “mezun kimlik” ve “kişiliğini” güçlendirmemiz; mezunlarımızın gönüllü kuruluşlarına bırakılmayacak derecede, önemli bir sorumluluğu; üniversitemizin genel yönetiminden, diğer bağlı yönetim birimlerine kadar, kapsamlı bir anlayışla ele almamızı zorunlu kılmaktadır.
    İşte bu önemli sorumluluğun gereklerini en iyi biçimde yerine getirip, buna bağlı hizmetlerimizi kurumsal bir bütünlüğe kavuşturma amacıyla, temelleri ve çalışma biçimi belirlenmiş bir örgütlenmeye gitme gereği ortaya çıkmıştır.