Adalet Meslek Yüksekokulu
Toplumun Adalet Duygusu

Dicle Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulunun düzenlediği ‘Adalet Günleri’ kapsamında, yapılan konferansa Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi. Yrd.Doç.Dr.Yılmaz YÖRDEM tarafından “Toplumun  Adalet  Duygusu” Adlı Konferans verildi. Konferansa, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

                Hukuk Bakımından Adalet,

                YÖRDEM, şöyle dedi: Adalet, devlete ve kişilere has, özgü olmasına göre iki yönlüdür. Devlete özgü adalet; yasaları yaparken, hak ve ödevleri dağıtırken bir kişiyi veya sınıfı öteki kişi veya sınıftan üstün tutmaksızın, tüm yurttaşlara eşit hakları vermek ve aynı ödevleri yüklemektir. Kişilere özgü adalet, yurttaşların birbirinin hakkına saygı göstermeye zorunlu tutulmaları ve yasaların bu içerikte yapılmalarıdır.

                Hukuk-Adalet İlişkisi Nedir?

                Hukuk, adaletin yerine gelmesini sağlayan bir vasıtadır. Hukukun hedefi adaletin tesisi, diğer bir ifadeyle adaletin sağlanmasıdır. Her toplum, idari, siyasi, kültürel, ticari gibi yaşam alanlarında, yasama organı vasıtasıyla yasa yapmak ve mahkemeler vasıtasıyla bu yasaları uygulamak suretiyle adaleti tesis etmek ister.

Hukukun üstünlüğü ve buna göre oluşturulan yasalar genel olarak adaletin tecellisine hizmet eder. Ne var ki, hukuk sistemi bir olgu olarak tek başına adaleti gerçekleştirmeye yetmez. Zira yasalar usulüne uygun olarak çıkartılıp yürütülse bile her yasanın adaleti sağladığını iddia edemeyiz.

Bu nedenle Antik Yunan dönemi filozofu Aristoteles’ten bu yana hukuk felsefesinde adaletin “denkleştirici” ve “dağıtıcı” olmak üzere iki önemli işlevinden bahsedilir. Denkleştirici adalet, bireyler arasındaki ilişkilerde daha çok eşya ve hizmet konuları (örneğin miras dağıtımı) esas alınarak eşitlik sağlamaya çalışır ve buna öncelik verir. Bu nedenle, denkleştirici adaletin matematiksel olduğunu söylemek mümkündür. Oysa dağıtıcı adalette, herkese durumuna göre hak ettiğinin verilmesi söz konusudur.

İnsan vicdanına daha uygun düştüğü için insanlık tarihinde giderek dağıtıcı bir adalete doğru bir gelişme çizgisi gözlenmektedir. Yani adil bir sosyal düzen ve yaşam içinde herkese ancak hak ettiği kadarının (maddi manevi, ödül veya ceza) verilmesi esastır. Bireylere ancak hak ettiklerinin verilmesi, hak edilmeyen bir hakkın (mal, para, paye, statü, ödül vs.) verilmemesidir.  Adalet bu ayarı, hakça dağıtımı sağlayan, mağduriyet yaratmayan bir olgudur. Gerçekleştirilmesi zordur ama insanların mutluluğu, huzuru bundadır.

İlkçağ’dan günümüze kadar, toplumsal, siyasal ve kültürel yapılar üzerinde kafa yormuş düşünürler, toplum felsefesinde adaleti daima sosyal yapının merkezine yerleştirmişlerdir. Bu konuda önemli sayılabilecek ilk tespitlerin Çinli düşünür Konfüçyüs tarafından yapıldığını söylemek mümkündür. 

Konfüçyüs’e göre “Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun çevresinde döner”. Bir başka uygarlığı temsil eden Ömer Hayyam’a göre de “Adalet evrenin ruhudur”. Adalet kavramın bu düzeyde ele alınması, âdeta onu tüm kültür ve uygarlıkların üstünde evrensel bir ölçüde ve ilahi bir boyutta düşünüldüğünü göstermektedir. 

Bağlantılar Süreli Yayınlar
© 2012-2015 Dicle Üniversitesi.