BİYOÇEŞİTLİLİK

 

 

Doç. Dr. Yüksel COŞKUN

TÜRKİYE SORUNLARINA ÇÖZÜM KONFERANSI

 

 

24 Mayıs 2001-Diyarbakırç. Dr. Yüksel

 

I. BİYOÇEŞİTLİLİK

Biyolojik çeşitlilik veya Biyoçeşitlilik dünya üzerindeki yaşamı oluşturan kara, deniz, su kaynakları ve onların bileşenleri olan ekosistem ile organızmalar arasındaki tür içi çeşitliliği, canlılar arasındaki farklılıkları ve birbirleriyle olan ilişkilerini ifade eder. Diğer bir deyimle bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar, onların sahip olduğu  genleri ve canlı organizmaların içinde yaşadığı ekosistem biyoçeşitliliği oluşturur (1-3).

Biyoçeşitlilik, insan yaşamının vazgeçilmez unsurudur. İnsanların gereksinimi olan yiyecek, giyecek, ilaç ve bunlar için gerekli olan gereçler hep doğadan ve onların evcilleştirilmiş formlarından sağlanır. Atmosferdeki karbon dioksitin emilimi, iklimdeki global ısınmanın yavaşlatılması ve toprak kaybı ormanlar sayesinde olmaktadır. Göller, sulak alanlar ve bataklıklar su akışını düzenleme gibi işlevlere sahiptir.

Biyolojik çeşitliliğin, yaşam için sağladığı bu önemli yararlarına rağmen korkunç bir baskı altındadır. Birçok tür büyük bir hızla yok olmakta; biyoçeşitliliğin zengin olduğu habitatlar -örneğin, tropikal yağmur ormanları, sulak alanlar- zarara uğratılmakta veya bozulmaktadır.

Biyolojik çeşitlilikteki bu gerilemeye büyük oranda insan etkinlikleri neden olmakta, kısa vadeli yararlar için benzeri görülmemiş bir şekilde biyoçeşitlilik yok edilmektedir.

Biyolojik çeşitliliğin üç temel bileşeni bulunmaktadır (2,3,5).

I.a. Ekosistem ve Ekolojik Çeşitlilik

Ekosistem, canlı ve bunların içerisinde yaşadıkları fiziksel çevrenin karşılıklı etkileşimde bulundukları birliktir. Bir ekosistem bitki, hayvan, mantar ve mikroorganizma toplulukların oluşturduğu dinamik bir birliktir. Canlılar bir besin ağı ile birbirleriyle ve fiziksel çevreleriye ilişkilidir. Bu karşılıklı ilişki ekosistem işlevinin temelidir. Ekosistemin bu işlevi dünya üzerindeki yaşama çeşitli hizmetler sunar. Atmosferdeki CO2’in absorbe edilmesiyle hava kirliliğinin yok edilmesi, toprak verimliliğinin düzenlenmesi, erozyonun önlenmesi gibi dolaylı yararlarının yanı sıra; besin, sığınma, sanayi ve endüstri ürünlerini sağlama gibi doğrudan yararları da sağlar. Doğal ekosistemlerin yaşamlarının devamı öncelikle biz insanlara bağlıdır (2).

 

I.b. Tür Çeşitliliği

Dünya üzerindeki canlı organizmaların çeşitliliğini ifade eder. Bugün dünya üzerinde yaklaşık 1.4-1.7 milyon canlı türü tanımlanmıştır. Ancak yaklaşık 5-100 milyon tür yaşadığı tahmin edilmektedir (2). Tür sayısı bakımından yeryüzündeki en büyük çeşitliliği böcekler ve mikroorganizmalar gösterir. Tür çeşitliliği bir bölgedeki tür sayısı ve türler arasındaki ilişki dikkate alınarak ölçülür. Örneğin bir adadaki iki kuş türü ve bir kertenkele türünün bulunması durumu, bir adadaki üç kuş türünün bulunması, kertenkele türünün bulunmaması durumundan daha büyük taksonomik çeşitliliğe sahiptir (2).

 

I.c. Gen Çeşitliliği

Türün populasyonu içerisindeki ve populasyonları arasındaki genetik farklılıkları ifade eder. Ürünlerdeki tat, renk, büyüklük ve hastalıklara dirençli olma genetik çeşitliliği gösterir. Genetik çeşitlilik aynı türün ayrı populasyonlarını (örneğin, Hindistan’daki binlerce pirinç çeşidi) veya bir populasondaki genetik varyasyonları kapsar (örneğin Gergedanlar’daki yüksek varyasyonlar gibi). Bu varyasyonları DNA’yı oluşturan dört baz çiftinin diziliş sayısı ve dizilişteki sırası meydana getirir. Bunlar gen ve kromozom mutasyonları ile çeşitlenir. Organizmalarda eşeyli üreme ile birlikte rekombinasyon yoluyla populasyona yayılabilir (1).

 

II. BİYOÇEŞİTLİLİĞİN KAYBI

Biyoçeşitliliğin kaybı birçok şekilde olabilir. Bunlardan en önemli ve geri dönüşümsüz olanı türlerin soylarının yok olmasıdır. Jeolojik devirler boyunca tüm türler bir sona sahiptir. Türlerin yok olması doğal bir süreç sonucu olduğu gibi insan etkinliklerinin de bir sonucudur. Türlerin yok olmasında insan etkinliğinin direkt (avlanma, koleksiyon, kıyım) ve indirekt (habitat tahribi ve daraltılması)  şekilde olmaktadır.

 

 

 II.a. Çölleşme

Çölleşme bugün önemli çevre sorunlarından biridir. İnsan aktiviteleri (düzensiz otlatma), iklimsel değişikliklerle olduğu gibi bunların her ikisinin birlikte etkisiyle de olabilmektedir. Çölleşme yağmur düzenin bozulmasına,  toprağın verimsizleşmesine, bitki örtüsünün gerilemesine ve yiyecek üretiminin azalmasına neden olur.

 

II.b. Ormanların Yokolması

Bugün dünya üzerindeki ormanların yaklaşık yarısı tahrip edilmiş durumdadır. Dünyada her dakikada 36 futbol sahası büyüklüğünde orman yok olmaktadır.  Ormanların yok olmasında önemli etkenlerden birisi yangınlardır. Yangınların büyük bir çoğunluğu da insan faaliyetleri sonucu olmaktadır. 1997-1998 yıllarında dünyada yaklaşık 14 milyon hektar orman yangın sonucu yok olmuştur.

Ormanların yok olmasının diğer bir nedeni de keresteciliktir. Sanayi ve endüstride kullanılmak üzere büyük ölçekte ağaçlar kesilmektedir. Bu nedenle birçok ılıman ve tropikal bölgelerde ormanlar yok edilmektedir. Orman kayıplarına insanların tarım alanları edinmeleri, bu alanlar için sulama kanalları açmaları da neden olmaktadır. Ayrıca şehirlerin gelişmesi ile yeni yerleşim yerlerinin açılması amacıyla da ormanlar yok edilmektedir.

 

II.c. Yasadışı Avlanma ve Ticaret..

Uluslararası bitki ve hayvan ticareti korkunç boyutlardadır. Bazı hayvanların organları ilaç ve yiyecek olarak satıldığı gibi, kendisi de evlerde beslemek için ticareti yapılmaktadır. Afrika ve Asya filleri, Papaganlar gibi binlerce türün yasadışı yollardan ticareti yapılmaktadır (Kafkas Yılanı ve Orkidelerimiz taze örneklerdir).  Bu ticaretten kazanılan milyarlarca dolar, bir çok türün doğal yaşam alanlarından alınarak ortadan kalkmasına neden olmaktadır.

 

II.d. Çevre ve Hava Kirliliği

Çevre kirliliği biyoçeşitlilik için üzerinden gelinmesi çok zor bir sorundur. Birçok kirlilik farkedilebilir ve korunma sağlanabilir. Ancak kimyasal toksik maddelerin canlı dokularındaki ve topraktaki etkisi kolay anlaşılamaz.

BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun 10.5.2001 tarihinde yayınlanan açıklamasına göre gelişmekte olan ülkelerde 500.000 ton pestisid çevre ve insan sağlığını tehdit ediyor. FAO, büyük ölçüde kullanım tarihi geçmiş bu tarım ilaçlarının özellikle eski Doğu Bloku ülkeleri, ama aynı zamanda tüm gelişmekte olan ülkelerde saatli bomba durumunda olduğu uyarısı yaptı.

Atmosferin kirlenmesi, toprak ve yer altı sularındaki kirlilik sınır tanımaz. Bu nedenle uluslar arası işbölümü gerektirir.

 

II.e. Nüfus Artışı


19. yy’ ın başlarında dünya nüfusu yaklaşık bir milyar kadardı. Günümüzde yaklaşık 6 milyar civarındadır (Şekil 1). Nüfus artışındaki bu büyüme, su, yiyecek ve mineraller gibi doğal kaynakların üzerindedir. Her ne kadar nüfus artışı azalma eğilimi gösterse de doğal kaynaklar bu artış hızına ulaşamamaktadır. Şunu da göz önünde bulundurmakta yarar vardır. Dünya kaynaklarının %75’ini dünya nüfusunun %25’i kendi yararına kullanmaktadır.

 

Şekil 1. Dünya Nüfusundaki Artış (2)

II.f. Doğal Alanların Bozulması

Habitat bitki ve hayvan türlerin doğal olarak yaşadıkları alanlardır. IUCN Red listesinde yayınlanan tehlike altındaki türlerin %85’i habitatların bozulması sonucu olmaktadır. Habitatların bozulması veya bölünmesi sonucunda büyük tür populasyonları daha küçük alt populasyonlara dönüşür. Bunlar önemli derecede küçük iseler çok kısa bir sürede yaşama şanslarını kaybederler.

 

 

III. TÜRKİYE’NİN BİYOÇEŞİTLİLİĞİ

 

            Anadolu jeolojik tarihi ve ekolojik özellikleri bakımından dünya üzerindeki ender yerlerden biridir. Jeolojik devirler boyunca birçok türün sığınma yeri olduğu gibi birçok türün de gen merkezidir. Üç kıtanın birleştiği bir coğrafyada yer alması nedeniyle biyoçeşitlilik zenginliği bakımından ayrıcalıklı bir konuma sahiptir (4,5).


            Yeryüzündeki yaşam alanları taşıdıkları iklim özellikleri, bitki ve hayvan zenginliği gözönüne alınarak ekocoğrafik bölgelere ayrılmıştır. Her renk bir ekocoğrafik bölgeyi temsil etmek üzere, dünya 867 bölgeye ayrılmıştır (6). Çevremizdeki alanlar ile Türkiye’nin ekocoğrafik alanlarını karşılaştırdığımızda, doğu-batı yönünden 8,  kuzey-güney yönünden Türkiye’nin 7 ekocoğrafik bölgeye sahip olduğu görülmektedir. Bu da Amazon bölgesinden daha fazla bir ekosisteme sahip olduğunu göstermektedir (Şekil 2).

 

 

                                   Şekil 2. Türkiye’nin Ekocoğrafik Bölgeleri (4).

 

 

        Türkiye tür çeşitliliği bakımından da önemli bir zenginliğe sahiptir. Bu durumu Türkiye memeli hayvanlarını örnek vererek anlayabiliriz. Bugün dünya üzerinde yaklaşık 4620 memli türünün yaşadığı bilinmektedir (7).

Dünya, memeli hayvanların dağılımına ve çeşitliliğine göre 6 zoocoğrafik bölgeye ayrılmıştır. Bu zoocoğrafik bölgelerin memeli ordo’larına bağlı türlerin sayısı şekil 3.A’da verilmiştir. Türkiye’nin  de içerisinde yer aldığı palaearktik bölgede yaklaşık 475 memeli  hayvan  türü  yaşamaktadır (7). Türkiye’de ise yaklaşık 136 memeli türü yaşamaktadır (8,9,10). Bu durum dünyadaki memeli tür sayısını yaklaşık %3’ünü, palaearktik bölgede yaşayan türlerin yaklaşık %29’unu oluşturmaktadır (Şekil 3.B).

 

A                                     B

Şekil 3. Memeli hayvanların zoocoğrafik bölgelere dağılımı (A) ve Palaearktik bölge memelileri ile Türkiye memeli tür sayısının karşılaştırılması (B).

 

Memeli tür sayısı bakımından önemli bir biyoçeşitliliğe sahip olmamıza rağmen onlardan yeterince yararlanamadığımız gibi çeşitli nedenlerle de bir çok türün yok olması ve tehlike altında bulunması söz konusudur. Bunlar tablo 1’de verilmiştir.

Tablo 1. Yok olan ve tehlike altında olan memeli hayvan türlerimiz.

Yok Olan Türler

Tehlike Altında Olan Türler

Asya fili          (Elaphas maximus asurus)

Yaban öküzü  (Bos primigenius)

Yabaneşeği     (Equus hemionus anatoliensis)

Aslan              (Panthera leo pesicus)

Çita                 (Acinonyx jubatus)

Anadolu Parsı (Felis pardus tulliana)

Kunduz           (Castor fiber)

Kaplan            (Panthera tigris)

Karakulak       (Caracal caracal)

Çizgili sırtlan  ( Hyaena hyaena)

Vaşak                (Lynx lynx)

Sazlık kedisi   (Felis chaus)

Kurt                (Canis lupus)

Dağkeçisi        ( Rupicapra rupicapra)

Boz ayı           ( Ursus arctos)

Alageyik         (Cervus dama)

Akdeniz foku (Monachus monachus)

Susamuru        (Lutra lutra)

Ceylan            (Gazella subgutturosa)

 

IV. BİYOÇEŞİTLİLİĞİN KORUNMASI

            Biyolojik çeşitliliğin devamı yaşayabilir populasyonlarının korunması demektir. Bazı entegre koruma programlarıyla (In Situ ve Ex situ) türler soylarını devam ettirebilirler.

 

IV.a. Ex Situ koruma

Bu yöntemde, biyolojik çeşitliliği (bitki, hayvan) veya onu oluşturan genetik variyabiliteyi, yaşadıkları doğal habitatları dışında korumaktır. Hayvanat bahçeleri, akvaryumlar, botanik bahçeleri, gen ve tohum bankaları gibi yerler ex situ koruma yöntemidir. Bu tür koruma yöntemi, yok olma riski altında bulunan türlerin nesillerinin devamını sağlamada yardımcı olur. Örneğin, Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan Ceylan (Gazella subgutturosa) Ceylanpınar Devlet Üretme çiftliğinde koruma altına alınarak yok olmaktan şimdilik kurtulmuş durumdadır. Aynı durum ne yazık ki Kelaynak kuşları için başarılı olamamıştır. Tarım bitkilerinin bir kısmı da bu şekilde uzun süre korunabilmektedir. Ex situ koruma halkın eğitimi konusunda önemli bir işlevi vardır. Özellikle hayvanat bahçeleri, müzeler bu açıdan önem taşımaktadır.

 

IV.b. In Situ koruma

Türlerin doğal yaşam alanlarında korunmasıdır. Biyoçeşitliliği en iyi koruma yoluda budur. Tür populasyonlarının doğal olarak varoldukları alanların korunması biyoçeşitliliğin korunmasının temelini oluşturur.  Ulusal parklar, doğal koruma alanları bu tip yerlerdir. In situ korumada genetik kaynakların kaybı önlenmektedir. Biyoçeşitliliğin korunmasıyla ilgili sözleşmelerde bu koruma yöntemini birincil görev olarak belirlemiştir.

 

V. SONUÇ VE ÖNERİLER

Bölgede fauna belirleme çalışmalarına ağırlık verilmeli, genetik ve sitogenetik çalışmaların yapılabilmesi için laboratuvar oluşturulmalı, bölgeye hitap eden ve bölgenin biyolojik zenginliklerinin korunması için “Bölgesel Doğa Tarihi Müzesi” kurulmalı ve bölgede koruma altına alınacak alanlar tespit edilerek “Ulusal Parklar” haline dönüştürülüp burada yaşayan türlerin in situ koruma çalışmalarına önem verilmelidir. Biyolojik kaynaklar sınırsız değildir. Akıllıca kullanmak zorundayız.

 

 

VI. KAYNAKÇA

 

1.      http://www.wcmc.org.uk/infoserv/biogen/biogen.html

2.      http://www.iucn.org

3.      NEVO, E., 1985. Diversity is the Key to Life and Human Culture. A Lecture delivered at the inauguration of the “Ancell-Teicher Research Foundation for Genetics and Molecular Evolution” Board of Governors Meeting, 28 th May, 1985.

4.      KIŞLALIOĞLU, M ve BERKES, F., 1987. Biyolojik Çeşitlilik. T. Ç. S.V. Yayını, pp. 122, 

5.      KENCE, A. (Proje Koor.) 1987- Türkiye’nin Biyolojik Zenginlikleri. T.Ç.S.V Yayını , 316 s.

6.      http://www.nationalgeoraphic.com/map

7.      CORBET, G. B. & J.E. HILL., 1991. A World List of Mammalian Species. 3th ed. Natural History Museum Publication, Oxford.

8.      COŞKUN,Y., 1999. Protection of Turkish Mammals and Their Status. Saügetierschutz-Zeitschrift für Theriophylaxe (Delligsen), Nr.29, 5-11.

9.      KURTONUR, C. ÖZKAN, B., ALBAYRAK, İ., KIVANÇ, E., ve KEFELİOĞLU, H., 1996. Türkiye Omurgalılar Tür Listesi. Memeliler. (Ed. Aykut Kence ve  C. Can Bilgin), DTP/TBAG- Çev.Sek.3. 183 s.

10.  DEMİRSOY, A.,1996. Türkiye Omurgalıları. Memeliler. (Danışmanlar, N.Yiğit, E.Çolak, H.Kefelioğlu, Y.Coşkun, İ.Albayrak). Çevre Bakanlığı, Çevre Koruma Gen. Müd. Proje No: 90-K-1000-90.292 s.

 

 

Yüksel COŞKUN

Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü 21280-Diyarbakır

yukselc@dicle.edu.tr

 

 

 

ÖZET

Biyolojik çeşitlilik veya Biyoçeşitlilik dünya üzerindeki yaşamı oluşturan kara, deniz, su kaynakların ve onlarınn bileşenleri olan ekosistem ile organızmalar arasındaki tür içi çeşitliliği, canlılar arasındaki farklılıkları ve birbirleriyle olan ilişkilerini ifade eder. Biyoçeşitlilik, insan yaşamının vazgeçilmez unsurudur. Biyolojik çeşitliliğin, yaşam için sağladığı bu önemli yararlarına rağmen büyük bir baskı altındadır. Birçok tür büyük bir hızla yok olmaktadır.

Biyolojik çeşitlilikteki bu gerilemeye büyük oranda insan etkinlikleri neden olmakta, kısa vadeli yararlar için benzeri görülmemiş bir şekilde biyoçeşitlilik yok edilmektedir.

Biyolojik çeşitliliğin ekosistem, tür ve genetik olmak üzere üç temel bileşeni bulunmaktadır. Ekosistem, canlı ve bunların içerisinde yaşadıkları fiziksel çevrenin karşılıklı etkileşimde bulundukları birliktir. Tür çeşitliliği bir bölgedeki tür sayısı ve türler arasındaki ilişki dikkate alınarak ölçülür. Gen çeşitliliği, türün populasyonu içerisindeki ve populasyonları arasındaki genetik farklılıkları ifade eder.

Biyoçeşitliliğin kaybı birçok şekilde olabilir, fakat bunun en önemli ve geri dönüşümsüz olanı türlerin soylarının yok olmasıdır. Jeolojik devirler boyunca tüm türler bir sona sahiptir. Türlerin yok olması doğal bir süreç sonucu olduğu gibi insan etkinliklerinin de bir sonucudur. Türlerin yok olmasında insan etkinliğinin direkt (avlanma, koleksiyon, kıyım) ve indirekt (habitat tahribi ve daraltılması)  şekilde olmaktadır.

Çölleşme bugün önemli çevre sorunlarından biridir. Ormanların yok edilmesi, Bugün dünya üzerindeki ormanların yaklaşık yarısı tahrip edilmiş durumdadır. Nüfus artışındaki bu büyüme, su, yiyecek ve mineraller gibi doğal kaynakların üzerindedir. Her ne kadar nüfus artışındaki bu artış azalma eğilimi gösterse de doğal kaynaklar bu artışı sürdürememektedir. Uluslararası bitki ve hayvan ticareti korkunç boyutlardadır. Bazı hayvanların organları ilaç ve yiyecek olarak satıldığı gibi, kendisi de evlerde beslemek için ticareti yapılmaktadır.

Biyolojik çeşitliliğin devamı yaşayabilir populasyonlarının korunması demektir. Bazı entegre koruma programlarıyla (In Situ ve Ex situ) türler soylarını devam ettirebilirler. Bu sayede yaşanabilir bir dünya ve sürdürülebilir bir kalkınma sağlanabilir.

Doç. Dr. Yüksel COŞKUN

TÜRKİYE SORUNLARINA ÇÖZÜM KONFERANSI

24 Mayıs 2001-Diyarbakırç. Dr